Yazılar

Doula seçimi için önemli ipuçları

Hamileliğiniz kutlu olsun! Bebek bekleyen ebeveynler olarak yeni hayatınıza hazırlanırken şimdiden birçok düşünce, duygu ve karar ile boğuştuğunuzu hissediyor olabilirsiniz. Hastanenizi ve doğumunuzda size eşlik edecek sağlık ekibinizi seçerken olduğu gibi; hamilelik, doğum ve lohusalık süreçlerini kolaylaştıracak birçok ürün ve hizmet seçimi için de zaman ayırıyor olabilirsiniz. Doğum seçeneklerinizi araştırırken hizmet veren doulalara da denk gelmiş olabilirsiniz ve bu durumda belki de sizin için en uygun doulayı nasıl seçeceğinizi merak ediyorsunuzdur.

Bir doula seçmenin doktorunuzu ya da ebenizi seçmekten pek bir farkı yoktur. Her uzman seçiminde nasıl bir doğum desteği istediğinizi aklınızda bulundurup bu doğrultuda sorular sormanız önemlidir. Vajinal doğum mu yoksa sezaryen doğum mu istiyorsunuz? Eşiniz, bir arkadaşınız ya da bir yakınınız doğumda sizinle olacak mı yoksa yalnız mı olacaksınız? Kendisi de daha önce doğum yapmış bir doula ile mi daha rahat hissedersiniz yoksa ilk buluşmada kuracağınız bağlantı mı daha önemli? Doulanızdan nasıl bir hizmet veya destek almayı hayal ediyorsunuz? Doulanın deneyimi ne kadar önemli? Sizi yönlendirecek bir doulaya mı ihtiyacınız var yoksa siz kendi akışınızdayken sizi destekleyecek birini mi tercih edersiniz?

Bu tercihlerinizi aklınızda bulundurarak, doulanıza bu 4 önemli soruyu sormayı ihmal etmeyin:

1. Doulanız nasıl bir doula eğitimi aldı?

Ne tür bir desteğe ihtiyacınız olduğuna dair aklınızda net bir fikir oluşturduktan sonra çevrenize sorarak ya da internette araştırma yaparak size uygun doulayı aramaya başlayabilirsiniz. Eğitim süresi, derinliği ve öğrenci sorumlulukları bakımından farklılıklar gösteren çeşitli doula eğitimleri mevcut. İnternet üzerinden araştırırken ya da doula adayınızla yüz yüze görüşme yaparken nereden eğitim aldığını, aldığı eğitimin süresini ve içeriğini, eğitimin felsefi yaklaşımlarını ve etik kurallarını, sertifika gerekliliklerini ve eğitimi organize eden kişilerin deneyim ve yeterliliklerini mutlaka öğrenin. Doulanızın aldığı eğitim ile ilgili şu soruları göz önünde bulundurabilirsiniz:

  • Doula eğitimini veren kuruluşun meslek ahlakı ve doulanın rolü/görevleri ile ilgili net bir duruşu var mı?
  • Eğitimin yaklaşımı sizin doğum felsefenizle uyuşuyor mu?
  • Eğitimde bir stajyerlik süresi mevcut mu?
  • Masaj ve diğer rahatlatıcı yöntemlerle ilgili uygulamalı eğitim veriliyor mu?
  • Pozitif ya da şiddetsiz iletişim kavramları eğitimin bir parçası mı? (Bu konu özellikle doulanızın doğum ekibi ile pozitif bir iletişim kurabilme yeteneği için çok önemlidir.)
  • Kuruluşta şikayet ya da sorularınızı iletebileceğiniz bir merci var mı?

2. Doulanızın kişisel felsefesi nedir?

Eğitim çok önemli bir konu olsa da, doulanızla ilgili her şey demek değildir. Çok farklı koşullarda eğitim almış birçok farklı doula vardır. Belirli bir eğitimi tamamlamış doulalar belirli yetenekleri ve felsefi görüşleri benimseyerek bu eğitimleri tamamlarlar ancak her doulanın da ailelerle çalışma yöntemi ve kişisel felsefesi kendine özgüdür.

Doulanızla hayatınızdaki en mahrem zamanlarınızdan birinde beraber olacaksınız. Bu yüzden doulanızın felsefi görüşleri ve çalışma şekliyle rahat edeceğinizden emin olmalısınız. Doulanızın kullandığı dil ve dokunma şekli de sizi rahat ve güvende hissettirmeli. Tıpkı bir doktor ya da ebe seçerken olduğu gibi, referanslar bir yana, çalışacağınız kişiyle rahat hissetmeniz, doğum şekliniz nasıl olursa olsun doğum deneyiminizde rahatlayabilmeniz için önceliklidir.

3. Doulanız ne kadar deneyimli?

Eğer sizi desteklemesi için deneyimli bir doula ile çalışmak istiyorsanız, doulanızın doğum deneyimlerini sormayı ihmal etmeyin. Doula adayınıza ailelerle çeşitli durumlarda nasıl çalıştığını size açıklayabilmesi için açık uçlu sorular sorun; yalnızca etik kurallara uygun olmayacağından, detaylı doğum hikayeleri duymayı beklemeyin. Aşağıdaki sorularla devam edin:

  • Eğer tamamen size özgü bir durumunuz varsa, (örneğin ikiz bebek bekliyorsanız vs.) doulanızın bu durumu daha önce deneyimlemiş olması sizin için ne kadar önemli?
  • Doulanız doğumda oluşabilecek zorluklarla, doğum planındaki değişimler ve beklenmedik sonuçlarla nasıl baş ediyor?
  • Doulanızın sorunlu bulduğu herhangi bir metod ya da müdahale var mı? Eğer siz bu metod ya da müdahalelerden birini kullanmak isterseniz, doulanız sizi desteklemeye ne şekilde devam edecek?

Eğer maddi yönden sizin için daha uygunsa veya iyi bir iletişim kurduysanız, deneyim seviyesini ikinci plana atarak stajyer bir doula ile çalışmayı tercih edebilirsiniz. Böyle bir durumda o size kıymetli bir destek hizmeti verirken sizin de ona önemli bir öğrenme deneyimi fırsatı vereceğinizi aklınızda bulundurun. Doulanıza size verdiği destek ile ilgili açık geribildirimler vermeyi de ihmal etmeyin.

4. Doulanızın hizmeti neleri içeriyor?

Bir doula ile iyi anlaştınız, felsefesini beğendiniz, eğitimi ve deneyimi de sizin için uygun… Yine de doulanızın size sağlayacağı hizmetlerle ilgili birkaç soru sormanız gerekecek. Birçok doulanın temel hizmet paketi iki doğum öncesi görüşme; beklenen doğum tarihinden iki hafta önce ve sonrasında sizin için nöbette olma; doğum sürecinde ve siz bebeğinizi emzirene ya da herkes dinlenmeye hazır olana kadar (doğumdan sonraki 1-2 saatte) sizin yanınızda olup birebir destek verme; öngörülemeyen durumlar ya da çok uzun süren bir doğum ihtimali için bir alternatif-nöbetçi doula hizmeti sağlama ve doğumdan sonra bir kez hastanede ya da evde ziyaret etme hizmetlerini içerir.

Doulanızın hizmet koşulları, ücreti ve ödeme koşulları konusunda onunla anlaşmanız önemlidir. Doula ve ebeveynler arasında yazılı bir sözleşmenin imzalanması muhakkak önerilir, böylece herkes ücretler ve karşılığında beklenen hizmetlerden emin olabilir. Yeni bebeğinize odaklandığınız bir dönemde bu konu ile ilgili anlaşmazlıklar yaşanması hiç hoş olmaz!

Bazı doulalar hamile yogası, pilates, homeopati, aromaterapi, masaj, bebek masajı, bebek pozisyonları, bebek giyme ya da emzirme danışmanlığı konularında da eğitim almış olabilirler. Eğer doulanızın diğer hizmetleri ile de ilgileniyorsanız, bu hizmetler için ekstra ücret talep edilebileceğini unutmayın ve diğer hizmetlerin doğum doulası desteğinden ayrı planlanacağını aklınızda bulundurun.

Doulalar yeni ebeveynler için çok kıymetli bir destek hizmeti sunarlar. Hizmet alacağınız herhangi bir profesyonel ile görüşürken olduğu gibi doula adayınızla görüşürken de kendi ihtiyaçlarınız ve isteklerinizle ilgili açık ve net olmanız önemlidir, böylece doulanızın bu ihtiyaçlarınızı karşılaması mümkün olabilecektir.

İçsel Doğum’da sertifikalı ya da eğitime devam eden (stajyer) doulaların listesine ulaşmak için web sitemizdeki ilgili sayfalara göz atabilirsiniz. Size ve ailenize sağlıklı ve tatmin edici bir doğum deneyimi dilerim!

Kasım Teması: Şükran

Şükran, daha ilk düşündüğümde harika bir konu gibi gözüktü, kolay ve canlandırıcı bir tema! Ancak şükran duygusunu gündelik hayatımıza davet etmek, şükrü hissetmek ve ifade etmek gibi detayları düşündüğümde bunun bazen zorlayıcı bir konu olabileceğini fark ettim. Acele, telaş, çeşitli endişeler, her şeyi halledebilmek için sürekli koşturmaca hali genellikle şükran duymak için bize pek az zaman bırakıyor. Hatta bazen şükran duygusunun neden önemli olduğunu anlamayız bile; bazen de bize ‘şükretmelisin!’ diyen iç sesimizi duymazdan geliriz. Yine de muhakkak ki hepimizin şükran duygusunu gerçekten hissetmek için bazı alışkanlık ve inançlarımız vardır. Ben de şimdi işinize yarayabileceğini düşündüğüm kendi şükür alışkanlıklarımdan bahsetmek istiyorum.

Şükran duymamın önündeki olası engellerle ilgili derinlemesine düşündüğümde, bazı inançlarımın bu engellere temel oluşturduğunu görüyorum; kendi kaderimi yazdığıma, dünyadaki yerimi kendim oluşturduğuma, sahip olduğum ve olmadığım iyi-kötü her şeyden sorumlu olduğuma dair inançlarım şükran duygumu engelleyebiliyor. Bu tür bir inanç kalıbı, öncü projeler yürütmeye, teknolojiyi geliştirmeye ve çeşitli yeni sınırlar keşfetmeye çalışan insanların modern dünyasında çok daha yaygın. Modern teknolojinin hayatlarımız, bedenlerimiz ve doğanın kendisi üzerindeki kontrolü gittikçe artıyor ve bu da ‘her şeyin sorumlusu biziz’ inancını besliyor.

Bu zihniyetin doğuma hazırlık felsefelerini ve yeni aileleri de etkilediğini görebiliyorum. Bir eylem planı üzerinde duruluyor ve sanki ebeveynler uygun ve doğru olan yolu izlerlerse tam olarak istedikleri sonucu alabilirler gibi bir yargıya varılıyor. Bu fikir gerçekten de çok çekici ve kendimi de bir ebeveyn olarak en az bir-iki kez böyle düşünürken bulduğum oldu! Ancak, zihniyetimiz ve irademiz doğum ve ebeveynlik tecrübemizin önemli bir kısmını etkileyebilirken, tamamını belirleyemez. Her zaman kontrolümüz dışında gelişen birçok faktör söz konusudur. Şans faktörü, yaşam/ölüm dengesinin kendisine ait bazı değişkenler… Aksini hissetmek her zaman iyi gelse de, hayatımızın kontrolü aslında tam olarak bizim elimizde değildir.

Yakın zamanda ailece bir seremoni geleneğimizi daha gerçekleştirerek artık bizimle olmayan sevdiklerimizi andık ve onurlandırdık. Her yıl bu zamanlarda bu seremoniyi yapıyoruz ve her yeni seremonimiz ihtiyaçlarımıza ve gündemimize göre biraz daha farklı gelişse de esas tema hep aynı. Kaybettiğimiz yakınlarımızla ilgili hikayeler anlatırız, bazen hep birlikte üzülürüz, bazen gözyaşları da bize eşlik eder ama her zaman değişmeyen bir şey vardır; kaybettiğimiz her kişinin bize kazandırdıkları ile ilgili şükran duyar ve bunu ifade ederiz. İlk bakışta şükür duygusunu kayıp ve yasla ilişkilendirmek garip gözükebilir. Oysa bir kayıp söz konusu olduğunda, hala sahip olduklarımın farkına daha çok varabilirim. Böyle zamanlar şükrü en keskin biçimiyle hissettiğim zamanlardır. Hatta mezarlıklarda oturup zaman geçirmeyi de severim çünkü orada olmak bana nelerin bahşedilmiş olduğunu hatırlatır. Ölülerle birlikte oturduğumda, yaşayan her şey için şükran duyarım.

Bu sebeple benim kültürümde ölüleri onurlandırdığımız Ekim ayının ardından Şükran Günü kutlamalarının gelmesi bana her zaman çok mantıklı gelmiştir. Hayatımdaki kayıpları onurlandırmak beni daha mütevazı ve savunmasız hale getirir, aynı zamanda hala sahip olabildiğim her şey için şükran duygusunu derinlerde hissetmeme de yardımcı olur. Bu şekilde bakıldığında şükran duymak benim için iki aşamalı bir süreç; önce kayıpları anlamak ve içselleştirmek, sonra da ardından gelen hediyeler üzerine düşünmek. Anne-baba olmak da anlaşılamayan beklentiler göz önünde bulundurulduğunda kayıp ve yas ile ilişkilidir, bu yüzden ebeveynliğin şükür pratiği için çok uygun bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Özellikle çocuklardan ve ebeveynlerden sürekli mükemmel olmalarını bekleyen bir kültürde her şey beklendiği gibi olmasa bile şükredebilmek, mükemmel olmayan bir dünyada mükemmel olmayan insanlar olarak mutlu mesut yaşayabilmemize olanak sağlar.

Bu iki aşamalı şükran pratiğini hayatıma katmak için evimde bir yas sunağı hazırladım ve aynı zamanda bir de şükran günlüğü tutuyorum. Yas sunağı illa ki dini bir şey olmak zorunda değil ama elbette isterseniz kendi inancınıza göre de sunağınızı şekillendirebilirsiniz. Benim sunağımda bana atlatmaya çalıştığım bazı kayıpları hatırlatan nesnelerle dolu bir sepet var. Hatırlamak ve üzerinde çalışmak istediğiniz kayıplar tamamen kişisel de olabilir, dünyada birçok insanın tuttuğu ortak bir yas da olabilir. Yas günlüğüm ise basit bir not defterinden ibaret. Bazen sadece şükredecek bir konu seçiyorum ve şükran sebeplerimi listeliyorum. Bazen de şükrettiklerimi gösteren bir ağaç resmi yapmak hoşuma gidiyor, şükür ağacımın yapraklarına şükrettiğim konuları tek tek yazıyorum. Sürekli sunağımın başında oturmuyorum ya da her gün şükran defterime bir şeyler yazmıyorum ama bunları yaptığım zamanlarda büyük bir rahatlama, huzur ve ferahlık hissediyorum.

Şükür pratiğinin faydaları üzerine yapılmış bilimsel çalışmalar da var. Düzenli olarak şükran duymak gerçekten de beyin kimyamızı değiştiriyor ve hem duygusal hem de nörolojik sağlığımız için çok önemli olan dopamin hormonu seviyelerimizi artırıyor. Özellikle bir kişiye, olaya ya da bir şeye odaklanarak neden şükran duyduğumuzu hatırlamanın, şükrettiğimiz şeylerin bir listesini yapmaktan çok daha etkili olduğu biliniyor. Şükran hakkında yazmak, listeler yapmak da basitçe onun hakkında düşünmekten çok daha güçlü bir yöntem. En iyi tarafı ise, biz şükran duygumuzu arttırdıkça beynimizdeki pozitif değişimler de güçlenmeye başlıyor. Özellikle gün geçtikçe daha fazla kaygı, depresyon ve kronik yorgunluk gibi durumlarla baş etmekte olan anneler olarak beyin kimyasını pozitif yönde değiştirebilecek her şey çok önemli!

Siz neler için şükran duyuyorsunuz? Şükran duymakta zorlanıyorsanız, ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Şükran duygunuzla bağ kurmanıza neler yardımcı oluyor? Sizin hikayelerinizi ve şükür pratiklerinizi de duymak isteriz!

Ekim Teması: Korku

İçsel Doğum olarak yeni ‘eğitim-öğretim’ yılı için çok heyecanlıyız! Bizim de yeni eğitimlerimiz başlıyor, heyecan verici yeni gelişmelerimiz de yolda.

Bu yıl benim için bolca tasavvurun ve daha az eylemin olduğu bir yıl oldu. Bir geçişin bekleme sürecinde, karanlıkta oturuyor gibi hissediyordum; üstelik bu geçişin tam olarak nereden nereye olduğunu da bilmeden! Hamilelik ve ebeveynlik süreçlerinde de zaman zaman böyle hissetmişsinizdir. Hamilelikte bir şeyler açıkça değişmektedir ancak anne ve babalar olarak bazı değişimlerin neler getireceğinden asla emin olamayız. Bu emin olamama ve bilinmezlik hali birçoğumuz için oldukça korkutucu olabilir.

Bu yılki Ekip İnzivamızda takipçilerimizle paylaştığımız içerikleri şekillendirmek için her ay bir tema seçmeye karar verdik. ABD’de büyürken Ekim ayı benim için korkularımızla oyuncul bir şekilde yüzleşmek demekti. Ayın sonunda kutladığımız Cadılar Bayramı da, cadılarla ilgili olmaktan ziyade sıradan gerçekliği kısa bir süreliğine terk etmekle, korkutulmaktan ve başkalarını korkutmaktan keyif alırken aynı zamanda geceleri içimizi ürperten isimsiz canavarlarla karşılaşmakla ilgiliydi. Aslında, birçoğumuz bunun farkında olmasak da, bilinmeyenle yüzleşme zamanıydı.

Doğumun ya da emzirmenin beklediğiniz gibi gitmemesi korkusu, yeterince iyi bir ebeveyn olamama korkusu, acıdan ya da kontrolü kaybetmekten korkmak; tüm bunlar yeni ebeveynler için çoğunlukla ortak duygulardır. Kültürümüzde korku özellikle doğuma hazırlık sürecinde genellikle kaçındığımız, bastırdığımız, üzerinde çok durmadığımız bir duygu. Eğer korkularımıza dikkatimizi vermezsek onların gerçek olmayacağını düşünürüz, korku dolu düşüncelerimizi görmezden gelirsek onların yok olup gideceğini zannederiz. Korkunun üzerine fazlaca eğilmenin stresli ve bizi yolumuzdan alıkoyacak bir iş olduğu doğrudur ancak onu tamamen görmezden gelmek de öyledir. Korku çok güçlü bir duygudur ve ona sırtımızı dönmek de eşit derecede güçlü etkilere neden olur. Doğum sürecinde korkuyu görmezden gelmek doğumun gecikmesine, emzirmenin etkilenmesine, ilişkilerimizde öfke ve strese neden olur ve karar verme mekanizmalarımızı etkiler.

Korku çoğunlukla bilinmeyenle karşılaştığımızda tetiklenir. Hamilelik, doğum, emzirme ve yeni küçük bir insanı büyütmek ile ilgili çok fazla şey bilsek bile, bu büyülü süreçlerin hala bilinmezlik diyarında kalan birçok kısmı olacaktır. Öyleyse ebeveynler olarak bu ‘başka’ diyara girdiğimizde karşılaştığımız korkularla baş etmenin yollarını öğrenmek bizim için en iyisi olacaktır. Korku bize zayıflıklarımız, savunmasızlıklarımız, ihtiyaçlarımız ve beklentilerimizle ilgili birçok konuda büyüyebileceğimiz ve gelişebileceğimiz yolları öğretir.

Bu ay biz, bu bilinmezlik diyarına girme ve burada dengemizi korumaya odaklanacağız. Hep birlikte korkularımızla yüzleşirken sorularınızı ve hikayelerinizi duymak için sabırsızlanıyoruz!

Hamilelikte Masajın Faydaları

Dokunma, insanların birbirine verebildiği en kutsal ve iyileştirici hediyelerden biridir. Binlerce senedir dokunmanın iyileştirici gücü biliniyor ve dokunmayı içeren antik tedavi yöntemleri dünyanın bir ucundan diğerine, her kültürde kullanılıyor. Tayland, Çin, Japon ve Hindistan gibi ülkelerde masaj, normal sağlık bakımının bir parçası olarak görülürken modern Batı kültüründe lüks bir ihtiyaç olarak ya da sadece belirli bir rahatsızlığı giderecek ekstra bir yöntem gibi görülüyor. Çoğumuz dokunmanın fiziksel ve duygusal olarak bizi rahatlattığını biliriz. Omzumuza değen bir dost eli, bize sarılan sevgilimizin kolları üzüntümüzü hafifletebilir, boynumuza veya omzumuza sevgiyle masaj yapan arkadaşımız günün gerilimini silip atabilir.

Hamilelik sürecinde de sırt, bel ve baş ağrıları için normalde kullandığımız ilaçları kullanamadığımızdan, dokunmanın iyileştirici gücü daha da önemli bir hale geliyor. Meksika ve Hindistan’daki bazı geleneksel kültürlerde masaj, gebelik bakımının düzenli bir parçasıdır ve hamile kadınlara ve bebeklere düzenli olarak masaj yapılır. Meksika – Morales’li ebe Irene Soleto, bir gebe ile yaptığı her görüşmeye boyun ve sırt masajı ile başlıyor. Kaslardaki gerginlik hafiflerken, anne adayının zihinsel gerginliği de hafifliyor, böylece korkularını ve meraklarını da özgürce anlatabiliyor. Bu görüşmelerde Soleto, bebeğin pozisyonunu ve boyunu anlamak için göbeğe bazı özel dokunuşlarda bulunurken aynı zamanda gebelikte oluşan karın çatlakları için de hafifçe bu bölgeye masaj yapıyor. Irene Soleto, doğum sürecinde de bebeği uygun bir pozisyona getirmeye yardımcı olmak, doğum sancılarını rahatlatmak, doğum sürecini hızlandırmak için de masaj tekniklerinden faydalanıyor. Doğumdan sonra ise rahmi ve pelvik kemikleri desteklemek, kas ağrılarını hafifletmek ve süt üretimini desteklemek için masaj yapıyor.

Modern kadının yaşadığın çeşitli streslere baktığımızda masajın, sağlıklı hamileliğin daha da önemli bir parçası olduğunu görüyoruz. Yüksek tansiyon, kaslarda gerginlik, kan dolaşımında sorunlar ve fiziksel enerjinin düşük olması gibi sık görünen problemler hamilelikte daha belirgin, rahatsız edici ve hatta tehlikeli bile olabilir. Ebe Irene’in görüştüğü gebeler arasında hiç rastlanmasa da, doğum sonrası depresyonu gibi rahatsızlıklar bizim kültürumüzde daha yaygın hale geliyor. Bugünlerde çoğu insan oturarak çalıştığı için, kadınlar zayıf bel ve karın kaslarıyla hamilelik sürecine başlıyorlar. Bebeğin büyümesi, kaslar üzerindeki gerilimi artırarak kadının denge merkezini değiştirince, hamilelikten önce var olmayan ağrılar ve acılar artık çok rahatsız edici olmaya başlayabiliyor.

Düzenli uygulanan masaj tedavisi bu problemleri çözebiliyor. Masaj, kan dolaşımı artırıyor; böylelikle ödem, kaslarda kramp ve gerginlik gibi sorunlar hafiflerken cilt üzerinde oluşan gebelik çatlakları da azalıyor. Masaj yaptırılırken salgılanan hormonlar yüksek tansiyonu düşürerek duygusal gerginliği de azaltıyor. Doğum sırasında yanında olan yardımcısı (kocası, annesi, ablası, arkadaşı, hemşire veya doulası) tarafından masaj ile desteklenen kadın, doğum sancılarının üstesinden gelmesi için de yardım almış oluyor. Lohusalık, emzirme ve doğumdan sonra kilo verme süreci de daima masajla desteklenip yeni anne için daha kolay hale getirilebiliyor. Üstelik, hamilelik sürecinde masaj desteği alan kadınlar genellikle kendi bebeklerine de masaj yapıyorlar ve dokunmanın iyileştirici gücü sonraki kuşağa da aktarılabiliyor.

Modern batı kültürü düzenli masaj tedavisinin yararlarının farkına varırken hamilelik süreçlerindeki yararlarını da fark ediyor. ABD’de hamilelik masajı artık meslek olarak oldukça gelişti ve birçok terapist, gebeler ve ailelerine kapsamlı bakım vermek için doktorlarla, ebelerle ve diğer sağlık profesyonelleriyle beraber çalışıyorlar. Öyleyse, kendinize şımartın ve hamilelik-lohusa süreçlerinde masaj terapiden faydalanarak daha sağlıklı bir hamilelik, doğum, ve lohusalık için destek alın!

NOT: Hamile kadınlara masaj yapılan kültürlerde, hamileliğin özel bir durum olduğu bilinir ve buna göre özel uygulamalar kullanılır. Masaj terapistleri, bu süreçte faydalı ve zararlı olabilecek noktaları bilecek şekilde eğitim alırlar. Hamilelikte bir masaj terapisti arıyorsanız, size masaj yapacak kişinin yeterliliklerinden ve aldığı eğitimlerden emin olmalısınız. Eğer hamileliğinizde bazı sorunlar yaşıyorsanız, masaj yaptırmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalı ve daha sonra masaj terapistinizi özel durumunuzla ilgili bilgilendirmelisiniz.

Doğumda Kadının Yanında Olmak

Doulalık eski bir kavramdır ancak yeni bir hizmet anlayışıdır. Sözcük olarak “doula”, Antik Yunanca’da “kadın hizmetkar ya da köle” anlamına gelir. Günümüzde, doğum yapan kadına ve ailesine fiziksel, duygusal ve bilgilendirici destek veren eğitimli ya da deneyimli kadın (arkadaş, akraba ya da sağlık çalışanı) anlamında kullanılır.

Kadınların doğum yapmasına belki de ilk çağlardan beri yine kadınlar yardımcı olmuştur. Balinalar, çakallar ve cüce şempanzeler, hayvanlar dünyasının dişi üyelerinin doğum sırasında birbirlerine yardım eden birkaç örneğinden bazılarıdır. Kimi kültürlerde doğum, tüm kadınların doğum sancısı çeken kadını kutlamak ve desteklemek için bir araya geldiği toplumsal bir olaydır. Bununla ilgili benim en sevdiğim örneklerden biri, Fas’ta geleneksel bir toplulukta doğuma tanıklık eden Faslı oryantal dansçının anlattığı bir olaydır. Çadırda yatan kadının doğum yaptığını ancak alnındaki ter ve ıkınma sırasında boğazından yükselen sesler ele verir. Annenin etrafında dans eden kadınlardan oluşan bir halka vardır. Kadınlar annenin bebeğinin doğmasına yardım edecek hareketler yapmasını, kendi dünyaya gelişini hatırlamasını ve anneliğe adım atmasını cesaretlendirmek için dans ederler.

Kolektif doğum kültürümüzün evrimi çok ilginçtir. Kısa bir süre öncesine kadar dünyadaki doğumların büyük bir bölümü evlerde gerçekleşirdi. Bunların da büyük bir bölümünde eğitimli ya da eğitimsiz ebeler ve diğer kadın yardımcılar bulunurdu. Neredeyse ışık hızında, özellikle de gelişmiş ülkelerde, evde doğum aykırı hale geldi ve hastane doğumu çocukların çoğu için dünyaya standart giriş kapısı oldu. Hastane doğumu, evde doğumda zarar görebilecek birçok anne ve bebeğin hayatını kurtarmaya yardımcı olmuştur. Bu nedenle minnettar olmalıyız. Ancak, hastanelerin önceliği hastalıkları tedavi etmek ve hayat kurtarmak olduğundan, bu gelişmeyle birlikte doğum da son derece tehlikeli bir olay olarak algılandı ve daha fazla güvenlik için pek çok test ve müdahalelere başvurulmaya başlandı. Bu, genellikle beraberinde gebelik ve doğum deneyimine bir korku ya da baskı havası getirerek kadınların kendi güçleriyle doğum yapmalarını zorlaştırdı. Bunun nasıl olduğunu anlamak için şahane bir şekilde düzenlenmiş hormonlarımıza göz atmak yeterli.

Doğumu Yöneten Hormon: Oksitosin

Doğum sancısı sırasında, rahme kasılmasını ve servikse açılmasını emreden oksitosin hormonu salgılanır. Güzel bir yemek yerken, emzirirken ve en önemlisi orgazm sırasında büyük miktarlarda salgılandığından, oksitosine aynı zamanda ‘’aşk hormonu’’ da denir. Bu da bize bazı kadınlar için doğumun neden korkutucu ya da sancılı değil de, doğru koşullar altında olduğu sürece zevkli olduğuna dair ipucu verir.

Vücudun oksitosin salgılamak için nasıl sinyal aldığı tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak plasenta tarafından üretilen hormonların doğumun başladığını sinyallerle vücuda bildirdikleri düşünülmektedir. Oksitosin hormonuyla birlikte, endorfin de salgılanmaktadır. Bu iki hormon baştan çıkarıcı bir hormon dansıyla birbirleriyle etkileşim halinde vücutta yükselirler. Oksitosin arttıkça, kasılmaların hissi artar ve vücut, kadının artan gerilime dayanmasına yardımcı olmak için daha fazla endorfin üretir. Bu sadece dayanmasına değil, farklı bir boyut olan ‘doğum boyutuna’ geçmesine de neden olur. Doğumu dışarıdan izleyen biri için kadının doğum sırasında farklı bir boyuta geçtiği kolaylıkla fark edilebilir. Doğum sancısı çeken kadın derinlemesine kendi içine odaklanmıştır, mantıklı sorulara cevap vermekte zorlanır ve içgüdüsel olarak hareket eder ve sesler çıkarır.

Şimdi, doktorlar ve ebeler var olmadan önce, eski zamanlardan, binlerce yıl öncesinden bir kadını değerlendirelim. O eski zaman kadını ne yapması ve nasıl yapması gerektiğini nereden biliyordu?

İçgüdü.

Bu eski zaman kadını, içgüdülerini kullanarak, nasıl bir yerde doğum yapmayı tercih ederdi? Sıcak mı yoksa soğuk mu? Loş mu yoksa iyi aydınlatılmış mı? Kalabalık mı yoksa tenha mı? Orta yerde mi yoksa korunaklı bir yerde mi? Eski zaman kadını, etrafta sinsi sinsi dolaşan yırtıcı bir hayvanın tehdidini hissetseydi, doğum sancılarına ne olurdu? Peki bu senaryoyu düşünürken vücudunuzda neler oluyor? Kaslarınızın gerilmesi, adrenalin artışı, kaçma isteği – tehlikeli durumla mücadele ya da bundan kaçış…

Şimdi bir an için oksitosinin büyük miktarlarda var olduğu durumları hayal edin. Oksitosinin en fazla salgılanacağı ortamları hayal edin. İyi bir yemekten, emzirmekten ya da sevişmekten en fazla hangi ortamlarda zevk alırsınız? Şimdi de tipik bir hastanedeki doğum ortamını düşünün. Oksitosinin en yoğun salgılanması bu iki doğum ortamından hangisinde mümkündür? Artık birçok modern kadının tipik bir hastane doğum odasında neden sadece kendi güçleriyle bebeklerini dünyaya getirmekte zorlandıklarını anlamaya başlıyoruz – bulundukları ortamdaki her şey, bedenlerine kaçmalarını söylüyor!

Peki, bütün bunların doulalarla ne ilgisi var? Doulalar, hastanelerde bile, kadınların doğum alanlarına sahip çıkmalarına yardımcı olabilirler. Birçok kadın, hemşirenin ya da ebenin ya da doktorlarının doğum sırasında destek vermesini ve yönlendirmesini bekler ancak gerçek şudur ki, modern tıp uygulamaları nedeniyle tıbbi görevlilerin çoğunun, kadınlara doğum sancıları sırasında, gereken ilgiyi gösterecek zamanları yoktur. Hemşireler ve hastane ebeleri, bebeğin düzenli kontrolleri ve annenin sağlığıyla ilgilenirken öte yandan hastane prosedürleri gereği bazı resmi işlemlerle de boğuşmaktadırlar. Genellikle daha fazlasını yapmaları için uygun fırsat yoktur. Doula, doğum sürecinin tıbbi yönleriyle ilgilenmediğinden, sevgisini ve ilgisini sadece doğum yapan anneye ve onun ailesine vermekte özgürdür. Doulalar, doğum alanının daha ‘oksitosin dostu’ hale gelecek şekilde dönüştürülmesi için önerilerde bulunabilirler. Doulalar, doğum pozisyonları için fikir verirler, anne ve babaya faydalı nefes egzersizlerini ve masaj tekniklerini hatırlatır ve anneyi yürümesi için cesaretlendirirler. Doulalar anne ve babanın dikkatini bebeğin yaşayıp yaşamadığını bipleyerek bildiren ürkütücü cihazdan alıp annenin bedenine, doğum sancılarına ve gelmekte olan bebeklerine çekerler. Doulalar, gereksiz kesinti ve müdahale sayısını azaltarak, doğum alanının korunmasına yardımcı olurlar.

Bazı çiftler doulanın, doğumda babanın rolünü elinden alabileceğinden endişelenir ancak işin aslı tam tersidir. Babanın görevi, çocuğunun doğumuna tanıklık ederken, anneye sadece kendisinin verebileceği sevgiyi ve desteği sağlamaktır. Pek çok baba, bu konuda hiç deneyime sahip olmadıklarından doğum sancılarının zorlu bölümleri boyunca eşlerine yardımcı olmakta sıkıntı yaşar. Doulalar ise babalara eşlerine nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda, yol göstererek doğum derslerinde öğrendikleri her şeyi hatırlama streslerini hafifletir ve babaların da doğum deneyimini kolaylaştırırlar. Doulalar, doğumun başından sonuna anneyle babaya destek olarak, çocuklarını, kendi istedikleri şekilde dünyaya getirmelerine yardımcı olurlar. Doktor Kennell ve Doktor Klaus’un çalışmalarında gördüğümüz gibi sakin ve duyarlı birinin varlığı doğum odasının enerjisi ve havasını çarpıcı bir şekilde değiştirir. Çeşitli araştırmalar, doulaların doğumda hazır bulunması halinde, epidural kullanımının ve sezaryen doğumların azaldığını, sancılarınsa 2-3 saat daha kısa sürdüğünü göstermiştir. İstatistikler öylesine ikna edicidir ki, ABD’deki sigorta şirketleri doula ücretlerini sigorta kapsamına almışlardır!

Doulaların yararları bebekle bağ kurma, emzirme, erken lohusalık dönemi ve doğum sonrasında evliliklerin sorunsuz sürmesinde de etkisini gösterir. Birçok aile, doğum sırasında ve sonrasında bu türde destek almayan kadınlara göre daha rahat ve daha uzun soluklu emzirme deneyimleri yaşadıklarını bildirmiştir. Ebeveynlerin, bebekleriyle kurdukları olumlu ilişkileri ve bebeklerinin ihtiyaçlarına karşı duyarlılıkları da artmaktadır. Doulalar anneyi lohusalık döneminde desteklediği ve bu süreci normalleştirdiği için, lohusalıkta yaşanabilen karamsarlık ve depresyona daha az rastlanır. İyi bir doula, anne ve baba arasındaki yakınlık ve anlayışın gelişip büyümesine katkıda bulunur ve doulalar tarafından desteklenen ailelerde doğumdan sonra evliliklerinde tatminin arttığını bildirenlerin sayısı daha yüksektir.

Türkiye’de ve Avrupa’nın büyük bir bölümünde, hastanelerde doula kavramı yenidir. Bununla birlikte, doğum odasındaki bu yararlı katkıya açık olan doktorlar da vardır. Umarız ki ilerleyen yıllar, doğum yapan ailelere desteğin artmasını, doğumun aslında nasıl olabileceği, annenin ve bebeğin nelere kadir oldukları ve doğum yerinin kutsallığı için nasıl bir saygı gerektiği hakkında farkındalığın artmasını da beraberinde getirir.

Emzirme Yolculuğu İçin İpuçları

Bir yolculuğa çıkarken elimizde bir harita, yolculuk planı ve çantamızda da araziye uygun teçhizatımızın olması daima işimize yarar. Hamilelik ve doğumun ardından emziren bir anne olmaya doğru yaptığımız yolculuk da bundan farklı değildir. Eğer hazırlıklıysak, baştaki planımız değişse bile yolculuğumuz çok daha keyifli geçecektir. 

Yolculuğu Planlamak: Nereye Gittiğinizi, Nasıl Gideceğinizi Bilin

Emzirmenin önemli ama çoğu zaman gözden kaçan bir yönü, her ne kadar doğal bir durum olsa da, aynı zamanda öğrenilen bir beceri olduğudur. Emzirmenin artık geçerli norm olmaktan çıktığı kültürlerde veya bir iki kuşak atlanıldığı durumlarda, pek çok kadın başarıyla emzirmek için gerekli destek sisteminden ve becerilerinden yoksundur. Emzirmek öğrenilen bir beceri olduğu için gözlem ve uygulama ister. Hamileliğiniz sırasında okuyun, internet sitelerine bakın, bu konuda filmler izleyin ve en önemlisi başarıyla emziren diğer annelerle vakit geçirin. Böylece bebeğin meme ucunu nasıl kavraması gerektiğini öğrenir, yola çıkmadan önce karşılaşabileceğiniz güçlükler konusunda bilgilenirsiniz. Ayrıca yoldaki engebeleri atlatmanıza yardımcı olacak bir destek grubu edinme fırsatını yakalarsınız.

İyi bir seyahat acentesi seçmek, zorlu bir yolculuğu bile hoş bir deneyime çevirebilir. Araziyi iyi bilen bir rehber beklenmedik durumlarda size yol gösterebilir. Ancak herkesin iyi yolculuktan anladığı şey aynı değildir. Hekiminizi ve çocuk doktorunuzu dikkatlice sorgulayın, bebeğinizin bakımı konusunda onlarla aynı dili konuştuğunuzdan emin olun. Hazır mamalar, plastik meme ucu gibi çabuk çözümlerden sakının – bunlar annenin ya da çocuğun sağlığı için nadiren gerekir ve emzirme ilişkisini olumsuz etkileyebilirler. Hekim ya da çocuk doktorunuzun kısa vadede daha zor görünse de uzun vadede siz ve çocuğunuz için en doğru olanı yapacağını bilmek rahatlamanızı ve yolculuğunuzun keyfini çıkarmanızı sağlar.

Kalacağınız Yeri Ayırtmak

Yolculuğunuzun iyi geçmesi için beş yıldızlı bir otelde kalmaya ihtiyacınız yoktur. Önemli olan kaldığınız yerde çalışanların niteliklerinin ve sunulan imkanların ihtiyaçlarınızı karşılamasıdır. Dünya Sağlık Örgütü, bebek-dostu hastaneleri ödüllendiren ve anne-babaların doğum sırasında destekleyici bir ortam bulmalarına rehberlik eden bir Bebek-Dostu İnisiyatifi oluşturdu. Çocuğunuzu dünyaya getirmek için bir hastane seçerken, bu tecrübenizi mümkün olduğu kadar pürüzsüz yaşamak için yönetim ve çalışanların söz konusu ilkeleri uygulayıp uygulamadığını kontrol edebilirsiniz.

Sağlık kuruluşlarının Bebek-Dostu kabul edilmeleri için gereken kriterler şunlardır:

  1. Yazılı bir emzirme politikası olması ve bunun bütün sağlık görevlilerine düzenli olarak iletilmesi.
  2. Sağlık görevlilerine bu politikayı uygulamak için gereken becerilerin eğitimini vermek.
  3. Hamile kadınları emzirmenin faydaları ve nasıl yapılacağı konusunda bilgilendirmek.
  4. Annelerin doğumdan sonraki bir buçuk saat içerisinde emzirmeye başlamalarına yardımcı olmak.
  5. Annelere bebeklerinden ayrı kalmaları gerekse bile nasıl emzireceklerini ve nasıl süt vermeye devam edebileceklerini göstermek.
  6. Yeni doğanlara tıbben gerekli olduğu durumlar dışında anne sütünden başka besin ya da içecek, hatta yudumlayacak su bile vermemek.
  7. Anne ve bebeğin günün 24 saati aynı odada kalmalarını sağlamak.
  8. Bebek her istediği zaman meme vermeyi teşvik etmek.
  9. Meme emen bebeklere yapay meme ya da emzik vermemek.
  10. Emziren anneler için destek gruplarının kurulmasını desteklemek ve anneleri hastane ya da klinikten ayrıldıktan sonra bu gruplara yönlendirmek.

Hastanede kalışınızdan sonra görevlilerin Bebek-Dostu İnisiyatifi’ne ne derece uydukları konusundaki görüşlerinizi hastane yetkililerine bildirmeyi unutmayın. Hastane yönetimi ancak sizden gelen bilgiler doğrultusunda iyi yaptıkları şeyleri devam ettirmek ve zayıf oldukları yönleri geliştirmek konusunda adım atacaktır.

Yolculuk İçin Çanta Hazırlamak

Rahat gömlekler ve elbiseler giyin. Memelerinizin mümkün olduğu kadar hava almasına izin verin. Böylece sürekli kullanılan meme pedinin neden olduğu nemli sıcaklığın oluşturduğu bakteri ve mantar enfeksiyonlarının önüne geçebilirsiniz.

Sıkı ve telli sütyenlerden sakının. Bunlar süt akışını kısıtlayarak memelerin şişmesine ve enfeksiyon oluşmasına neden olabilir.

Meme uçlarınızda hassaslık varsa, meme ucu koruyucusu kullanabilirsiniz. Meme ucu koruyucusu, tepesinde iki delik ve sızan sütü yakalayan değiştirilebilir bir pamuk tabanı olan sert plastik kaplardır. Bunlar plastik meme uçlarından farklıdır. Sütyenin içine takılarak hassas meme uçlarını havalandırır ve kumaşa sürtünmesini engellerler. (İyi bir marka olan Ameda Türkiye’de bulunabilir.)

Bilgili bir profesyonel size aksini önermediği takdirde süt pompalarından, memelerinizin bebeğin ihtiyacına uyum sağladığı ilk altı hafta uzak durun. Süt pompaları sütten şişen memeye yarar sağlamadığı gibi durumu daha da kötüleştirebilir!

İlk altı hafta ya da bebeğinizle aranızdaki emzirme ilişkisi sağlamlaşıncaya kadar biberon ve emzik kullanmayın.

Çatlamış ve acıyan meme uçlarınız için saf lanolin, ya da koku, paraben ve alkol içermeyen bitki bazlı bir meme ucu kremi kullanın.

Göğsünüzde sertlik ve acı veren bir nokta hissederseniz hemen hekiminize danışın!

Önerilen Kaynaklar:

Emzirme Sanatı , La Leche League International

Hamilelik, Doğum ve Bebek, Penny Simkin

Aşağıdaki internet sitesine bir göz atın:

www.llli.org (La Leche League’in web sitesi)