Doğumda Kadının Yanında Olmak

Doulalık eski bir kavramdır ancak yeni bir hizmet anlayışıdır. Sözcük olarak “doula”, Antik Yunanca’da “kadın hizmetkar ya da köle” anlamına gelir. Günümüzde, doğum yapan kadına ve ailesine fiziksel, duygusal ve bilgilendirici destek veren eğitimli ya da deneyimli kadın (arkadaş, akraba ya da sağlık çalışanı) anlamında kullanılır.

Kadınların doğum yapmasına belki de ilk çağlardan beri yine kadınlar yardımcı olmuştur. Balinalar, çakallar ve cüce şempanzeler, hayvanlar dünyasının dişi üyelerinin doğum sırasında birbirlerine yardım eden birkaç örneğinden bazılarıdır. Kimi kültürlerde doğum, tüm kadınların doğum sancısı çeken kadını kutlamak ve desteklemek için bir araya geldiği toplumsal bir olaydır. Bununla ilgili benim en sevdiğim örneklerden biri, Fas’ta geleneksel bir toplulukta doğuma tanıklık eden Faslı oryantal dansçının anlattığı bir olaydır. Çadırda yatan kadının doğum yaptığını ancak alnındaki ter ve ıkınma sırasında boğazından yükselen sesler ele verir. Annenin etrafında dans eden kadınlardan oluşan bir halka vardır. Kadınlar annenin bebeğinin doğmasına yardım edecek hareketler yapmasını, kendi dünyaya gelişini hatırlamasını ve anneliğe adım atmasını cesaretlendirmek için dans ederler.

Kolektif doğum kültürümüzün evrimi çok ilginçtir. Kısa bir süre öncesine kadar dünyadaki doğumların büyük bir bölümü evlerde gerçekleşirdi. Bunların da büyük bir bölümünde eğitimli ya da eğitimsiz ebeler ve diğer kadın yardımcılar bulunurdu. Neredeyse ışık hızında, özellikle de gelişmiş ülkelerde, evde doğum aykırı hale geldi ve hastane doğumu çocukların çoğu için dünyaya standart giriş kapısı oldu. Hastane doğumu, evde doğumda zarar görebilecek birçok anne ve bebeğin hayatını kurtarmaya yardımcı olmuştur. Bu nedenle minnettar olmalıyız. Ancak, hastanelerin önceliği hastalıkları tedavi etmek ve hayat kurtarmak olduğundan, bu gelişmeyle birlikte doğum da son derece tehlikeli bir olay olarak algılandı ve daha fazla güvenlik için pek çok test ve müdahalelere başvurulmaya başlandı. Bu, genellikle beraberinde gebelik ve doğum deneyimine bir korku ya da baskı havası getirerek kadınların kendi güçleriyle doğum yapmalarını zorlaştırdı. Bunun nasıl olduğunu anlamak için şahane bir şekilde düzenlenmiş hormonlarımıza göz atmak yeterli.

Doğumu Yöneten Hormon: Oksitosin

Doğum sancısı sırasında, rahme kasılmasını ve servikse açılmasını emreden oksitosin hormonu salgılanır. Güzel bir yemek yerken, emzirirken ve en önemlisi orgazm sırasında büyük miktarlarda salgılandığından, oksitosine aynı zamanda ‘’aşk hormonu’’ da denir. Bu da bize bazı kadınlar için doğumun neden korkutucu ya da sancılı değil de, doğru koşullar altında olduğu sürece zevkli olduğuna dair ipucu verir.

Vücudun oksitosin salgılamak için nasıl sinyal aldığı tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak plasenta tarafından üretilen hormonların doğumun başladığını sinyallerle vücuda bildirdikleri düşünülmektedir. Oksitosin hormonuyla birlikte, endorfin de salgılanmaktadır. Bu iki hormon baştan çıkarıcı bir hormon dansıyla birbirleriyle etkileşim halinde vücutta yükselirler. Oksitosin arttıkça, kasılmaların hissi artar ve vücut, kadının artan gerilime dayanmasına yardımcı olmak için daha fazla endorfin üretir. Bu sadece dayanmasına değil, farklı bir boyut olan ‘doğum boyutuna’ geçmesine de neden olur. Doğumu dışarıdan izleyen biri için kadının doğum sırasında farklı bir boyuta geçtiği kolaylıkla fark edilebilir. Doğum sancısı çeken kadın derinlemesine kendi içine odaklanmıştır, mantıklı sorulara cevap vermekte zorlanır ve içgüdüsel olarak hareket eder ve sesler çıkarır.

Şimdi, doktorlar ve ebeler var olmadan önce, eski zamanlardan, binlerce yıl öncesinden bir kadını değerlendirelim. O eski zaman kadını ne yapması ve nasıl yapması gerektiğini nereden biliyordu?

İçgüdü.

Bu eski zaman kadını, içgüdülerini kullanarak, nasıl bir yerde doğum yapmayı tercih ederdi? Sıcak mı yoksa soğuk mu? Loş mu yoksa iyi aydınlatılmış mı? Kalabalık mı yoksa tenha mı? Orta yerde mi yoksa korunaklı bir yerde mi? Eski zaman kadını, etrafta sinsi sinsi dolaşan yırtıcı bir hayvanın tehdidini hissetseydi, doğum sancılarına ne olurdu? Peki bu senaryoyu düşünürken vücudunuzda neler oluyor? Kaslarınızın gerilmesi, adrenalin artışı, kaçma isteği – tehlikeli durumla mücadele ya da bundan kaçış…

Şimdi bir an için oksitosinin büyük miktarlarda var olduğu durumları hayal edin. Oksitosinin en fazla salgılanacağı ortamları hayal edin. İyi bir yemekten, emzirmekten ya da sevişmekten en fazla hangi ortamlarda zevk alırsınız? Şimdi de tipik bir hastanedeki doğum ortamını düşünün. Oksitosinin en yoğun salgılanması bu iki doğum ortamından hangisinde mümkündür? Artık birçok modern kadının tipik bir hastane doğum odasında neden sadece kendi güçleriyle bebeklerini dünyaya getirmekte zorlandıklarını anlamaya başlıyoruz – bulundukları ortamdaki her şey, bedenlerine kaçmalarını söylüyor!

Peki, bütün bunların doulalarla ne ilgisi var? Doulalar, hastanelerde bile, kadınların doğum alanlarına sahip çıkmalarına yardımcı olabilirler. Birçok kadın, hemşirenin ya da ebenin ya da doktorlarının doğum sırasında destek vermesini ve yönlendirmesini bekler ancak gerçek şudur ki, modern tıp uygulamaları nedeniyle tıbbi görevlilerin çoğunun, kadınlara doğum sancıları sırasında, gereken ilgiyi gösterecek zamanları yoktur. Hemşireler ve hastane ebeleri, bebeğin düzenli kontrolleri ve annenin sağlığıyla ilgilenirken öte yandan hastane prosedürleri gereği bazı resmi işlemlerle de boğuşmaktadırlar. Genellikle daha fazlasını yapmaları için uygun fırsat yoktur. Doula, doğum sürecinin tıbbi yönleriyle ilgilenmediğinden, sevgisini ve ilgisini sadece doğum yapan anneye ve onun ailesine vermekte özgürdür. Doulalar, doğum alanının daha ‘oksitosin dostu’ hale gelecek şekilde dönüştürülmesi için önerilerde bulunabilirler. Doulalar, doğum pozisyonları için fikir verirler, anne ve babaya faydalı nefes egzersizlerini ve masaj tekniklerini hatırlatır ve anneyi yürümesi için cesaretlendirirler. Doulalar anne ve babanın dikkatini bebeğin yaşayıp yaşamadığını bipleyerek bildiren ürkütücü cihazdan alıp annenin bedenine, doğum sancılarına ve gelmekte olan bebeklerine çekerler. Doulalar, gereksiz kesinti ve müdahale sayısını azaltarak, doğum alanının korunmasına yardımcı olurlar.

Bazı çiftler doulanın, doğumda babanın rolünü elinden alabileceğinden endişelenir ancak işin aslı tam tersidir. Babanın görevi, çocuğunun doğumuna tanıklık ederken, anneye sadece kendisinin verebileceği sevgiyi ve desteği sağlamaktır. Pek çok baba, bu konuda hiç deneyime sahip olmadıklarından doğum sancılarının zorlu bölümleri boyunca eşlerine yardımcı olmakta sıkıntı yaşar. Doulalar ise babalara eşlerine nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda, yol göstererek doğum derslerinde öğrendikleri her şeyi hatırlama streslerini hafifletir ve babaların da doğum deneyimini kolaylaştırırlar. Doulalar, doğumun başından sonuna anneyle babaya destek olarak, çocuklarını, kendi istedikleri şekilde dünyaya getirmelerine yardımcı olurlar. Doktor Kennell ve Doktor Klaus’un çalışmalarında gördüğümüz gibi sakin ve duyarlı birinin varlığı doğum odasının enerjisi ve havasını çarpıcı bir şekilde değiştirir. Çeşitli araştırmalar, doulaların doğumda hazır bulunması halinde, epidural kullanımının ve sezaryen doğumların azaldığını, sancılarınsa 2-3 saat daha kısa sürdüğünü göstermiştir. İstatistikler öylesine ikna edicidir ki, ABD’deki sigorta şirketleri doula ücretlerini sigorta kapsamına almışlardır!

Doulaların yararları bebekle bağ kurma, emzirme, erken lohusalık dönemi ve doğum sonrasında evliliklerin sorunsuz sürmesinde de etkisini gösterir. Birçok aile, doğum sırasında ve sonrasında bu türde destek almayan kadınlara göre daha rahat ve daha uzun soluklu emzirme deneyimleri yaşadıklarını bildirmiştir. Ebeveynlerin, bebekleriyle kurdukları olumlu ilişkileri ve bebeklerinin ihtiyaçlarına karşı duyarlılıkları da artmaktadır. Doulalar anneyi lohusalık döneminde desteklediği ve bu süreci normalleştirdiği için, lohusalıkta yaşanabilen karamsarlık ve depresyona daha az rastlanır. İyi bir doula, anne ve baba arasındaki yakınlık ve anlayışın gelişip büyümesine katkıda bulunur ve doulalar tarafından desteklenen ailelerde doğumdan sonra evliliklerinde tatminin arttığını bildirenlerin sayısı daha yüksektir.

Türkiye’de ve Avrupa’nın büyük bir bölümünde, hastanelerde doula kavramı yenidir. Bununla birlikte, doğum odasındaki bu yararlı katkıya açık olan doktorlar da vardır. Umarız ki ilerleyen yıllar, doğum yapan ailelere desteğin artmasını, doğumun aslında nasıl olabileceği, annenin ve bebeğin nelere kadir oldukları ve doğum yerinin kutsallığı için nasıl bir saygı gerektiği hakkında farkındalığın artmasını da beraberinde getirir.

Comments are closed.