Kasım Teması: Şükran

Şükran, daha ilk düşündüğümde harika bir konu gibi gözüktü, kolay ve canlandırıcı bir tema! Ancak şükran duygusunu gündelik hayatımıza davet etmek, şükrü hissetmek ve ifade etmek gibi detayları düşündüğümde bunun bazen zorlayıcı bir konu olabileceğini fark ettim. Acele, telaş, çeşitli endişeler, her şeyi halledebilmek için sürekli koşturmaca hali genellikle şükran duymak için bize pek az zaman bırakıyor. Hatta bazen şükran duygusunun neden önemli olduğunu anlamayız bile; bazen de bize ‘şükretmelisin!’ diyen iç sesimizi duymazdan geliriz. Yine de muhakkak ki hepimizin şükran duygusunu gerçekten hissetmek için bazı alışkanlık ve inançlarımız vardır. Ben de şimdi işinize yarayabileceğini düşündüğüm kendi şükür alışkanlıklarımdan bahsetmek istiyorum.

Şükran duymamın önündeki olası engellerle ilgili derinlemesine düşündüğümde, bazı inançlarımın bu engellere temel oluşturduğunu görüyorum; kendi kaderimi yazdığıma, dünyadaki yerimi kendim oluşturduğuma, sahip olduğum ve olmadığım iyi-kötü her şeyden sorumlu olduğuma dair inançlarım şükran duygumu engelleyebiliyor. Bu tür bir inanç kalıbı, öncü projeler yürütmeye, teknolojiyi geliştirmeye ve çeşitli yeni sınırlar keşfetmeye çalışan insanların modern dünyasında çok daha yaygın. Modern teknolojinin hayatlarımız, bedenlerimiz ve doğanın kendisi üzerindeki kontrolü gittikçe artıyor ve bu da ‘her şeyin sorumlusu biziz’ inancını besliyor.

Bu zihniyetin doğuma hazırlık felsefelerini ve yeni aileleri de etkilediğini görebiliyorum. Bir eylem planı üzerinde duruluyor ve sanki ebeveynler uygun ve doğru olan yolu izlerlerse tam olarak istedikleri sonucu alabilirler gibi bir yargıya varılıyor. Bu fikir gerçekten de çok çekici ve kendimi de bir ebeveyn olarak en az bir-iki kez böyle düşünürken bulduğum oldu! Ancak, zihniyetimiz ve irademiz doğum ve ebeveynlik tecrübemizin önemli bir kısmını etkileyebilirken, tamamını belirleyemez. Her zaman kontrolümüz dışında gelişen birçok faktör söz konusudur. Şans faktörü, yaşam/ölüm dengesinin kendisine ait bazı değişkenler… Aksini hissetmek her zaman iyi gelse de, hayatımızın kontrolü aslında tam olarak bizim elimizde değildir.

Yakın zamanda ailece bir seremoni geleneğimizi daha gerçekleştirerek artık bizimle olmayan sevdiklerimizi andık ve onurlandırdık. Her yıl bu zamanlarda bu seremoniyi yapıyoruz ve her yeni seremonimiz ihtiyaçlarımıza ve gündemimize göre biraz daha farklı gelişse de esas tema hep aynı. Kaybettiğimiz yakınlarımızla ilgili hikayeler anlatırız, bazen hep birlikte üzülürüz, bazen gözyaşları da bize eşlik eder ama her zaman değişmeyen bir şey vardır; kaybettiğimiz her kişinin bize kazandırdıkları ile ilgili şükran duyar ve bunu ifade ederiz. İlk bakışta şükür duygusunu kayıp ve yasla ilişkilendirmek garip gözükebilir. Oysa bir kayıp söz konusu olduğunda, hala sahip olduklarımın farkına daha çok varabilirim. Böyle zamanlar şükrü en keskin biçimiyle hissettiğim zamanlardır. Hatta mezarlıklarda oturup zaman geçirmeyi de severim çünkü orada olmak bana nelerin bahşedilmiş olduğunu hatırlatır. Ölülerle birlikte oturduğumda, yaşayan her şey için şükran duyarım.

Bu sebeple benim kültürümde ölüleri onurlandırdığımız Ekim ayının ardından Şükran Günü kutlamalarının gelmesi bana her zaman çok mantıklı gelmiştir. Hayatımdaki kayıpları onurlandırmak beni daha mütevazı ve savunmasız hale getirir, aynı zamanda hala sahip olabildiğim her şey için şükran duygusunu derinlerde hissetmeme de yardımcı olur. Bu şekilde bakıldığında şükran duymak benim için iki aşamalı bir süreç; önce kayıpları anlamak ve içselleştirmek, sonra da ardından gelen hediyeler üzerine düşünmek. Anne-baba olmak da anlaşılamayan beklentiler göz önünde bulundurulduğunda kayıp ve yas ile ilişkilidir, bu yüzden ebeveynliğin şükür pratiği için çok uygun bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Özellikle çocuklardan ve ebeveynlerden sürekli mükemmel olmalarını bekleyen bir kültürde her şey beklendiği gibi olmasa bile şükredebilmek, mükemmel olmayan bir dünyada mükemmel olmayan insanlar olarak mutlu mesut yaşayabilmemize olanak sağlar.

Bu iki aşamalı şükran pratiğini hayatıma katmak için evimde bir yas sunağı hazırladım ve aynı zamanda bir de şükran günlüğü tutuyorum. Yas sunağı illa ki dini bir şey olmak zorunda değil ama elbette isterseniz kendi inancınıza göre de sunağınızı şekillendirebilirsiniz. Benim sunağımda bana atlatmaya çalıştığım bazı kayıpları hatırlatan nesnelerle dolu bir sepet var. Hatırlamak ve üzerinde çalışmak istediğiniz kayıplar tamamen kişisel de olabilir, dünyada birçok insanın tuttuğu ortak bir yas da olabilir. Yas günlüğüm ise basit bir not defterinden ibaret. Bazen sadece şükredecek bir konu seçiyorum ve şükran sebeplerimi listeliyorum. Bazen de şükrettiklerimi gösteren bir ağaç resmi yapmak hoşuma gidiyor, şükür ağacımın yapraklarına şükrettiğim konuları tek tek yazıyorum. Sürekli sunağımın başında oturmuyorum ya da her gün şükran defterime bir şeyler yazmıyorum ama bunları yaptığım zamanlarda büyük bir rahatlama, huzur ve ferahlık hissediyorum.

Şükür pratiğinin faydaları üzerine yapılmış bilimsel çalışmalar da var. Düzenli olarak şükran duymak gerçekten de beyin kimyamızı değiştiriyor ve hem duygusal hem de nörolojik sağlığımız için çok önemli olan dopamin hormonu seviyelerimizi artırıyor. Özellikle bir kişiye, olaya ya da bir şeye odaklanarak neden şükran duyduğumuzu hatırlamanın, şükrettiğimiz şeylerin bir listesini yapmaktan çok daha etkili olduğu biliniyor. Şükran hakkında yazmak, listeler yapmak da basitçe onun hakkında düşünmekten çok daha güçlü bir yöntem. En iyi tarafı ise, biz şükran duygumuzu arttırdıkça beynimizdeki pozitif değişimler de güçlenmeye başlıyor. Özellikle gün geçtikçe daha fazla kaygı, depresyon ve kronik yorgunluk gibi durumlarla baş etmekte olan anneler olarak beyin kimyasını pozitif yönde değiştirebilecek her şey çok önemli!

Siz neler için şükran duyuyorsunuz? Şükran duymakta zorlanıyorsanız, ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Şükran duygunuzla bağ kurmanıza neler yardımcı oluyor? Sizin hikayelerinizi ve şükür pratiklerinizi de duymak isteriz!

Comments are closed.